top of page
kastamonu-banner.jpg

Kastamonu

Alışveriş
Konaklama
Ulaşım
İstatistikler
Galeri
Doğal Güzellikler
Yemek Kültürü
Eğlence Merkezleri
Sportif Faaliyetler
Folklorik Değerler

KASTAMONU  TARİHİ YERLER

POMPEIPOLIS ANTİK KENTİ

MÖ 64 yılına tarihlenen Pompeipolis Antik Kenti, Kastamonu’nun Taşköprü İlçesi’nde, Roma dönemine ait bir yapı olup, bölgede kazı çalışmaları devam etmektedir. Kent, Efes’e eş değer güzellikte olması ile önemlidir. Antik Pompeipolis Kenti, Paflagonya eyaletinin merkezi olan antik Pompeipolis kenti günümüzdeki Taşköprü ilçe merkezinin hemen kuzeyinde yer alan Zımbıllı Tepesi adı verilen bölgede kurulmuştur. Şehrin yöneticisi olan valinin sarayı ve mabetlerin bu antik kentte olduğu ve kentin ileri gelenlerinin burada yaşadığı bilinmektedir.

Günümüzde bu antik kentin toprak altından çıkarılması için çok büyük çapta kazıların düzenlenmesi gerekmektedir. Kısmi de olsa zaman zaman bir takım kazı çalışmaları yürütülmüştür bölgede. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen kazı çalışmalarını, Kastamonu Arkeoloji Müzesi gerçekleştirmektedir. Yörede gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki kazı çalışmalarında çıkarılan eserler Kastamonu Müzesi’nde sergilenmektedir. Yapılan çalışmalarda Roma dönemine kadar inildiği ve en eski tarihi kalıntılara ulaşılmıştır.

1983 yılında yapılan kurtarma kazısı, antik kentin bulunduğu alanın (1. derecede sit alanı) içerisine inşa edilmiş olan pancar deposu ve kantarlarının antik şehre verdiği zararın giderilmesi için başlatılmıştır. Bu kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan yerlerin neredeyse tümünün mozaikli alanlarla kaplı olduğu görülmüştür. Bu mozaiklerin büyük bir kısmı ünik motiflere sahip çalışmalardan oluşmaktadır. Bunlardan biri de “Burçlar Mozaiği” olarak adlandırılırken, bir diğeri de muhtemel Gökırmak’ı sembolize eden “Nereid ve Okeanos’un” sahnesidir. Önemli bir mozaikte ise Grekçe alfabe ile “İyilik için iyilikle gir” cümlesi yazmaktadır.

Kazılar sırasında çıkan mozaikler de Kastamonu Arkeoloji Müzesine taşınmıştır. Yapılan kısa kazı sırasında bulunan mozaiklerle birlikte çıkan diğer arkeolojik eserler bize bu antik kentin ne kadar önemli, zengin ve büyük olduğunu göstermektedir.

Bunların dışında Taşköprü Belediyesi ilçenin çeşitli yerlerine dağılmış antik kente ait birçok yapı malzemesi, heykel, büyük kaplar gibi arkeolojik parçaları Zımbıllı Tepesi eteklerine kurmuş olduğu mini park içerisinde koruma altına almış ve sergiye açmıştır.

EVKAYA MEZARLARI

Kent merkezinin hemen güneyinde, Endüstri Meslek Lisesi altında bir ana kaya kütlesi yüzeyinde yer almaktadır. Alanda üçü anıtsal olmak üzere toplam 8 adet kaya mezarı bulunmaktadır. Anıtsal mezarların ikisi içerisindeki mezar odalarında ikişer adet ölü sediri yer alır. Alana ismini veren Evkaya Kaya Mezarı, sütunlu ön cephesi ve alınlığındaki “Potnea Theron” – “Hayvanlar Hakimesi Tanrıça” betimlemesi ile oldukça ilgi çekmektedir.

Mezarlar MÖ 7. yy başlarında Frig kültür etkisi altında, bir kaya mezarından çok açık hava kutsal tapınım alanı olarak yapılmıştır.

TAŞKÖPRÜ KALEKAPI (DONALAR) KAYA MEZARI

Taşköprü’ye 17 km mesafedeki Donalar (Süleyman) Köyü’ndedir. Bu mezar ilk defa, Prof. R. Leonhard tarafından bulunmuştur. Köyde, Karadere denilen oldukça derin bir vadi vardır. Kaya mezarı bu kalenin çıkışında bulunan müstakil ve yüksek bir kayanın tasfiye olunan 10 x 15 metrelik kısmına oyulmuştur. Alınlığın düz hattı yoktur. Meyilli kirişler yirmi derecelik bir açı ile birleşmişler ve bu suretle kabartmaları çerçevelemişlerdir. Mezarın önünde iki sütunlu bir kiriş yeri vardır. Donalar Köyü Kaya Mezarının önemli özelliklerinden biri de, alınlığın tepesindeki kartal, arslan, boğa ve öküz kabartmalarıdır. Bu kabartmaların ve mezarın, yapılan incelemeler sonucunda MÖ yedinci yüzyılda Paflagonyalılar tarafından yapıldığı zannedilmektedir.

KEREMPE FENERİ

Cide – Doğanyurt karayolunda yer alan 1884 yılında inşa edilmiş küçük bir deniz feneridir. İlyasköy sınırları içerisinde bulunan Kerempe Feneri, ağaçların arasında, kare planlı olarak inşa edilmiş ve harika bir avluya sahiptir. Denizden 82 m yükseklikte konumlanan Kerempe Feneri özgün mimarisiyle dikkat çekmektedir.

Nazım Hikmet’in kaleme aldığı Kurtuluş Savaşı Destanı adlı eserinde; Karadeniz’in azgın dalgalarıyla mücadele eden cephane yüklü takalara Kerempe Feneri’nin nasıl cesaret verdiğinden söz etmiştir.

KALELER

Kastamonu Kalesi: Kale, Kastamonu'nun ana simgelerinden biri olarak kentin en yüksek noktasından şehrin bir tacı gibi durmaktadır. Şehrin batısında bir ana kaya kütlesi üzerinde bulunan kale, MS 12. yy’da Komnenoslar tarafından yaptırılmıştır. Orijinal yapıdan günümüzde sadece iç kale kısmı ulaşmıştır. Kalenin dış surları 18. yy sonlarında yok olmuştur.

Kalenin çeşitli dönemler içerisinde geçirmiş olduğu değişiklikler, bir Ortaçağ Bizans yapısından çok Türk mimarisini yansıtmasına neden olmuştur.

Kalenin şehirden yaklaşık 120 metre yüksekte oluşu; ulaşım yönünden oldukça kolay olması Kastamonu’yu panoramik açıdan izlenebilecek en iyi yer konumunda bulunmasını sağlar. Kale içerisinde sarnıçlar, zindan, kaçış tünelleri ve “Bayraklı Sultan” olarak anılan türbe bulunmaktadır.

CAMİ ve KÜLLİYELER

Nasrullah Camii: Kastamonu Merkez’de, çarşının tam ortasında bulunuyor. 1506 yılında Kadı Yakupoğlu Nasrullah tarafından yaptırılan Nasrullah Camii, Osmanlılar döneminde yapılmış ilk cami olma özelliği taşıyor. 1764, 1875 ve 1945 yıllarında onarım gören Nasrullah Camii, kesme ve moloz taştan inşa edilmiştir. Nasrullah Camii’nin son cemaat yeri 10 sütun üzerine binen 7 kubbeyle ve ana mekân da dört köşeli altı ayak ve kemerler üzerine oturan dokuz kubbeyle örtülmüştür. Caminin minaresi ise camiden ayrı olarak inşa edilmiş.

Nasrullah Camii’yi özel kılan şey ise Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nı ilk okuduğu yer olmasıdır. Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nı ilk kez Nusrullah Camii’nde, Cuma hutbesinde okumuştur.

Atabeygazi Camisi: Kastamonu’da hüküm süren Atabey Muzaffereddin Yavlak Aslan Bey tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısında (1273) yapılmış olduğu düşünülen eser, şehrin bilinen en eski camisidir. Duvarları kesme ve moloz taştan oluşan yapının üzerini kırk direğe oturtulan ahşap tavan örtmektedir. Bu nedenle halk tarafından “Kırk Direkli Camii” olarak anılır.

Kastamonu Kalesi’nin Bizanslılardan Cuma günü alındığı ve ilk Cuma namazının burada kılındığı tahmin edilmektedir. Bu tür camiiler Türk İslam geleneğinde “Fetih Camii” olarak isimlendirilir.

Cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için minbere kılıç ile çıkma geleneği devam etmektedir. Kastamonu’nun en eski camisi olan yapı 1800, 1871 ve 2009 yıllarında onarılmıştır.

İbni Neccar Camisi: Kent merkezinde bulunan bu cami 1353 yılında yaptırılmıştır ve çeşitli onarım ve eklerle günümüze gelmiştir. Sivri kemer içindeki kapısı ahşap oymacılığının güzel örneklerindendir.

Mahmut Bey Camisi: Kastamonu'nun 20 km kuzeybatısında, Daday ilçesi yolu üzerindeki Kasaba Köyü’nde bulunan Mahmut Bey Camii, 1388 yılında Candaroğulları Beyliği hükümdarı Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camiler geleneğinin güzel örneklerindendir. O zamanlar Cuma Camii olarak anılan Mahmut Bey Camii’nin dış duvarları moloz taştan, içi ise tamamen ahşaptan yapılmıştır. Caminin sadece mihrap kısmında alçı kullanıldığı gözlemlenmektedir.

Ahşap çatısı bindirme tekniği ile inşa edilmiş olan Mahmut Bey Camii’nin yapımında hiç metal çivi ve herhangi bir aksam kullanılmamıştır. Caminin, Ankaralı Nakkaş Mahmut oğlu Abdullah tarafından yapılan kapısı da, en göz alıcı ve en önemli değerlerden biridir. Bu kapının ülkemizde çok az örneği vardır ve bu nedenle de kapının orijinali güvenlik nedeniyle Kastamonu Etnografya Müzesi Liva Paşa Konağı’nda yer almaktadır. Şu an camide, orijinal kapı yerinde, Kastamonu’nun en eski ahşap oymacılık ustalarından Hikmet Değirmencioğlu tarafından yapılan benzer bir kapı bulunmaktadır.

İçindeki tüm ahşap yüzeylerin kökboyasıyla kalem işi süslendiği Mahmut Bey Camii’nin tüm bu süslemeleri günümüzde hala daha orijinalliğini korumaktadır. Mahmut Bey Camii, UNESCO Dünya Miras Merkezi’nce yapılan değerlendirme neticesinde, Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmeye hak kazanmıştır.

Küre Akşemseddin Camii: Mülkiyeti Akşemsettin Vakfına aittir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın defterdarı olarak da bilinen Hoca Şemseddin tarafından 1473 yılında yaptırılmıştır. Sıralı moloz taş duvarlı camii 4 ayaküstünde duran, 3 ana kubbe ve 6 yan tonozla örtülüdür. Caminin üzeri kurşun kaplıdır. Sedef işlemeli ana giriş kapısı bulunmaktadır. Caminin kuzey cephesinde 3 kubbeden oluşan son cemaat bölümü bulunmaktadır. Camii duvarında 1676 tarihi yazılı Kâbe tasvirli çiniler bulunmaktadır. 2009 yılında tamamlanan onarımında çatının kurşun örtüsü yenilenmiştir. İç sıvası raspa edilerek, horasan olarak yapılmıştır. Özgün zemin kötü bulunmuş ve tabanda kat düzenlemesi yapılmıştır. Caminin bahçesi taş kaplama yapılmış hazire kısmı ıslah edilmiştir. Camii ibadete açıktır.

Yılanlı Camii: Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. Şeyh Abdulfettah-ı Veli tarafından 1272 yılında yapılmıştır. Moloz taştan yapılmış, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Çatısı ahşap üzeri kiremit örtülüdür. Kaidesi kesme taş olan minarenin gövdesi tuğladan yapılmıştır. 1937 yılında yanan bina tekrar yapılmıştır. Yapılan onarımda yapının ahşap çatısı onarılmış, iç sıvası ve dış cephe derzleri yenilenmiştir. Camii ibadete açıktır.

Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi: Pir Şaban-ı Velî Hazretleri (k.s.), Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinin Gökçeağaç Bucağına bağlı Çakırçayı Köyü’nün Cimdâr Mahallesi’nde dünyaya geldi. Hz. Pir’in doğum tarihi hakkında kesin bilgilerimiz olmamakla birlikte müze kayıtlarında 1497 tarihine rastlanmıştır. Ancak bu bilginin yanındaki notta bu tarihin kesin olmadığı ifade edilmiştir. Sefine-i Evliya’da ise doğum tarihinin 1499 yılına kaydedilmesi Pir’in 1490'lı yıllarda dünyaya gelmiş olabileceğini gösterir.

Hz. Pir Şaban-ı Velî (k.s.), henüz dünyaya gelmeden babasını kaybettiği için yetim, üç yaşlarında iken annesi vefat ettiğinden öksüz kalır. Daha sonraki hayatı, hayırsever bir hanımın yanında geçer. Bu hanım, Şaban Efendi’yi, manevi evlâtlığa kabul etmekle birlikte tahsilini yapmasında maddi ve manevi yardımlarını esirgemez. Hatta tahsilini tamamlaması için İstanbul’a gönderir.

Hz. Pir, ilk tahsilini Taşköprü’de yapar. Aklî ve naklî ilimleri özellikle Kur-an, hadis, tefsir ilimlerinde bilgilerini derinleştirmek için Kastamonu’ya gelir. Ancak memleketindeki tahsille yetinmeyerek ilim ve fazilet diyarı olan İstanbul’a gider ve tahsilini İstanbul Fatih Medreselerinde tamamlar. Öğrenim yıllarında güzel ahlâkı, ağırbaşlılığı ve çalışkanlığı ile hocalarının teveccühüne mazhar olur.

Külliyesi; Seyyid Sünneti Efendi tarafından 1490 yılından önce vücuda getirilmiştir. Külliye bünyesinde cami, türbe, dergâh, kütüphane, asa suyu ve şadırvan ile dergâh evleri mevcuttur. Vakıflar İdaresine tescillidir.

Dergâh Evleri: Cami ile aynı tarihlerde caminin banisi tarafından yaptırıldığı tahmin edilen dergâh, Hicri 1261 / MS 1845 yılında Sultan Abdülmecid’in emriyle Kastamonu Kaymakamı Salih Ağa tarafından esaslı şekilde tamir edilmiş, alt yapılar yenilenmiş ve külliye, ihata duvarıyla çevrilmiştir. Günümüze ulaşan iki konak ve ortasındaki müze binası Hicri 1318 / MS 1900 yılında Azdavaylı Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Müze olarak kullanılan ortadaki binada Hz. Pir şeyh Şaban-ı Veli’nin özel eşyaları, dinî – tarikat eşyaları ile Kastamonulu hattatlara ait hat eserleri sergilenmektedir.

Cami: Seyyid Sünneti Efendi tarafından MS 1490 yılından önce yaptırılmıştır. Caminin ilk şekli bilinmemektedir. Hicri 988 / MS 1580 yılında Sultan 3. Murad’ın hocası ve mürşidi Şuca Efendi, Seyyit Sünneti Efendi mescidini genişleterek bugünkü haliyle camiyi yaptırmıştır. Cami, 1702, 1748 ve 1950 yıllarında tamir görmüştür. İbadete açıktır.

Türbe: Ömer Kethüda ve Ulema ile Halk tarafından Hicri 1020 / MS 1611 yılında yaptırılmıştır. Sultan Ahmed’in şehzadesi Sultan Osman zamanında Ömer Kethüda yapımına başlamış, ancak yersiz harcama ve israf bahanesiyle Nasuh Paşa tarafından idam edilince inşaat yarım kalmıştır. İki yıl sonra ulema ve halkın katkıları ile tamamlanmıştır. Türbeye doğu tarafından açılan tali kapı, Vezir Kurşuncuzade tarafından 1028 – 1618 yılında yaptırılmış ve harem denen bir bölüm eklenmiştir.

Kütüphane: Türbe ile aynı tarihlerde yapılmıştır. Dolayısıyla banisi de türbenin banileri olmalıdır. Günümüzde alt katı ibadethane, üst katı ise dernek odası olarak kullanılmaktadır.

Asa Suyu: Mehmet Feyzi Efendi : “Nuh Tufanı’nda Cebrail (A.S.) Kâbe civarından dört avuç toprak alarak dünyanın dört ayrı yerine atmıştır. Bu yerlerden birisi de Hz. Pir civarıdır. Nitekim bölgenin taşlık yapısı Mekke kayalıklarına benzediği gibi ASA SUYU’nun tat ve kokusu da ZEMZEM ile aynıdır” demiştir.

Şadırvan: Fatma Hanım tarafından Hicri 1318 / MS 1900 yılında yaptırılmıştır. Hicri 1318 yılının Recep ayının ilk gününde yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

Benli Sultan Külliyesi: Ilgaz Dağı’nın kuzeyinde, Ahlat Köyü’nün bir mahallesi olan Benli Sultan Köyü’nün sınırları içindedir. Köyün halk arasında kullanılan bir ismi de “Tekke”dir.

Benli Sultan Külliyesi, Kastamonu’da bulunan manevi hayat merkezlerinden biridir. Hakkında ne yazık ki kesin bilgi verecek kayıtlara rastlayamıyoruz. Bunun sebebi yıllar önce çıkan yangında kaynakların yanmasına bağlanmaktadır. Bununla birlikte az da olsa bazı tarihi ve güncel kaynaklarda doğrudan ve dolaylı yollardan bazı bilgilere ulaşabiliyoruz. Bir de hakkında anlatılanlar vardır. Dilden dile aktarılarak zamanın yıpratıcı ve yok edici gücüne direnen, keramet – efsane karışımı nakiller ile ziyaretçilerin başlarından geçen hatıralar bunlardan bazılardır.

Benli Sultan Hazretleri büyük bir velidir. Dolayısı ile irşat ve keramet ehlidir. İsmi Kastamonu’nun dışına taşmış 4 veliden biri kabul edilmektedir. Bunu, il dışından, hatta yurt dışından gelen ziyaretçi miktarının fazlalığından da anlamak mümkündür. Yörede kimilerinin Şeyh Şaban-ı Veli’nin kardeşi, kimilerinin ise yakın dostu olarak inandığı Benli Sultan ise Şeyh Şaban-ı Veli’den sonra en çok bilinen, kerametine en çok inanılan velidir.

Benli Sultan’ın Hayatı;

Yavuz Sultan Selim dönemi âlimleri arasında sayılan Benli Sultan’ın tam adı Ebu Şame Şeyh Muhyiddin Mehmed / Muhammed Benli Sultan’dır. Doğum yeri hakkında verilen bilgiler kesin değildir. Aynı köyden olduğunu söyleyenler olduğu gibi Tosya’dan, Sivas’tan veya başka bir yerden gelip buraya yerleştiğini söyleyenler vardır.

Köylülerin anlatımına göre ise Benli Sultan, bir Horasan eridir ve irşat vazifeli olarak, Nakşibendiliği yaymak maksadıyla bu bölgeye gelmiştir. Köyde bu anlatım ağırlık kazanmaktadır. Her büyük insan gibi onu da herkes kendi yöresinden olduğunu ileri sürmekte hatta civarındaki birçok türbede metfun bulunan değerli zatların, onun kardeşi veya müridi olduğu iddia edilmektedir.

İster halk arasındaki yaygın kanaatte olduğu gibi Horasanlı olsun, isterse çeşitli belgelere ve genellemelere göre Kastamonulu olsun, sonuçta kendisi adına bir köy kurulmuş, hatta bu köy, divan köyü olacak kadar gelişmiştir.

Şeyh Mehmed Muhyiddin Ebu Şame Benli Sultan’ın doğum tarihi kesin olarak bilinememektedir. Ziya Demircioğlu Benli Sultan’ın Hicri 920’de külliyenin bulunduğu yere geldiğini, ilim ve tarikat neşrine başladığını yazmaktadır. Kastamonu İl Yıllığı’nda Hicri 927 yıllarında yaşadığından söz edilir. Güncel kaynaklarda da Külliye’nin Yavuz Sultan Selim’in emriyle MS 1512 – 1520 yılları arasında yapıldığı; cami, mutfak, misafirhane ve türbeden oluştuğu bildirilmektedir. Ancak kaynakların, külliyenin yapım tarihine dair bilgiye neye dayandırıldıklarını bilemiyoruz. Bu tarih, aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in saltanat yıllarıdır. Dolayısı ile külliyenin Yavuz Sultan Selim döneminde yapılmış olması mümkün olmakla birlikte iki tarihin karıştırılması da muhtemeldir.

Sonuç itibariyle eldeki verilere dayanarak şu özeti yapabiliriz: Benli Sultan Kastamonuludur. Adının verdiği köye yakın bir köye mensup olmalıdır. Şeyh Şaban-ı Veli irşada başlamadan önce irşat görevini sürdürüyordu. Külliyesini, devlet desteğini de alarak 1500’lü yılların başında inşa etti. Uzun bir ömür sürdüğü için II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman olmak üzere üç padişah gördü. Şeyh Şaban-ı Veli’den 5 – 6 yıl kadar önce yani yaklaşık MS 1563 yılında vefat etti.

Benli Sultan’ın Mensup Olduğu Tarikat;

Benli Sultan’ın bir tarikat şeyhi olduğunu biliyoruz. Ancak hangi tarikata bağlı olarak irşat vazifesini ifa ettiği konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. Yakın dönem kaynaklarında kendisinin Halveti, Bayrami, Nakşi – Halidi ve Nakşi olduğuna dair bilgiler mevcuttur.

Atai’nin, “Kastamonu Halveti velilerinin müritlerinin ve muhtelif tarikat tesislerinin mebzuliyetiyle tarihte meşhur bir yerdir. O devirde Benli Sultan’ın da Halveti olması muhtemel, hayır muhtemel değil bir hakikattir.” demesine rağmen, Ozanoğlu bu bilginin gerçeği yansıtmadığını söyler.

M. Ziya Demircioğlu, Benli Sultan’ın riyazetinden sonra zaviyesini kurarak Bayrami tarikatı üzere tenvir ve irşada başlandığını söylemekte Fazıl Çiftçi ise, eserin değişik sayfalarında Benli Sultan’dan, “Bayrami Şeyhi Benli Sultan” diye söz etmektedir. Yine Fazıl Çiftçi’nin kitabında Geyikli Sultan Türbesi’nden söz edilirken; “…Türbede iki ahşap sanduka vardır. Birisi Benli Sultan Hazretleri’nin halifelerinden Bayrami Şeyhi Mustafa Efendi’ye, diğeri de oğluna aittir.” denilerek, bu sefer Benli Sultan’ın halifesinin Bayrami olduğunu belirtmektedir. Aynı yazar, Benli Sultan’ın oğlu Mahmud Efendi’nin, kendisinden sonra Nakşi tarikatı üzere tebvir ve irşada başlandığı kaydetmektedir. Turhan Yılmaz ve Ahmet Yaşar Zengin de Bayrami olduğunu kaydederler.

Abdulkerim Abdulkadiroğlu, iki eserinde Nakşilik’in ilk defa Kastamonu’ya Benli Sultan tarafından getirildiğinin rivayet olduğunu söylemektedir. Hacı Baha Kök, Benli Sultan’ın son şeyhi Nureddin Karasu’nun mezar taşına şöyle yazmıştır: “Hülefa-yı Nakşibendiye’den Kastamoni / Benli Sultani Hacı Hafız Nureddin Efendi’nin ruhuna Fatiha.” Bu ifadeden son şeyhin Nakşi olduğu anlaşılmaktadır.

Bütün bu değerlendirmelerden elde ettiğimiz sonucu şöyle özetleyebiliriz: Tarihi vesikalara da dayanarak Benli Sultan’ın Nakşi olduğuna kanaat getirmiş bulunuyoruz.

İsmail Bey Külliyesi: Candaroğlu İsmail Bey (1443 – 1480) Kastamonu’da 1443 – 1461 yılında cami, türbe, hamam, medrese, imaretten oluşan bir külliye yaptırmıştır. Kastamonu’nun en eski tarihi yapılarından biridir. Türbenin ön yüzündeki taş işçiliği ilginçtir. Külliyenin camisi, imareti ve medresesi bir avlu oluşturmaktadır.

Yakupağa Külliyesi: 1547 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın hazine reisi Yakup Ağa tarafından yaptırılan Yakupağa Külliyesi, medrese, imaret, misafirhane ve sübyan mektebinden oluşmaktadır. Cami ise Yavuz Sultan Selim'in hocası Halimi Çelebi tarafından yaptırılmış olup, 1547’de Yakup Ağa tarafından onarılarak, şimdiki halini almıştır. Caminin mimari değeri oldukça önemli olmasına karşın, külliyenin içerisinde yer alması dolayısıyla ayrı bir önemi vardır.

Kastamonu’nun en değerli yapılarından biri olan Yakupağa Külliyesi, Osmanlı dönemi mimarisinin en iyi örneğini teşkil etmektedir.

Yılanlı Külliyesi: Pervaneoğulları Dönemi eserlerindendir. Hicri 671 / MS 1272 yılında Abdülkadir Geylani Hz.’nin 4. oğlu olan Abdülfettah Veli tarafından vücuda getirilmiştir. Küpçiğez Mahallesi Yılanlı Sokakta bulunan külliye; darü’ş-şifa, Cami, Türbe ve iki şadırvandan meydana gelmektedir.

Darü’ş-Şifa: Ali oğlu Süleyman’ın oğlu Ali’nin emriyle Yüksek Mühendis Küherbaş’ın nezaretinde Kayserili Mimar Said tarafından Hicri 672 / MS 1273 yılında yaptırılmıştır. Asıl bina 1837 yılında yanmıştır. Günümüze sadece medhal (giriş kısmı) ulaşabilmiştir. O dönem Anadolusundaki 9 darüşşifadan birisi konumundadır. Ayrıca Kastamonu’nun da en eski eserleri arasındadır.

Cami: Abdülfettah-ı Veli Efendi tarafından Hicri 671 / MS 1272 yılları civarında yaptırılmıştır. 1827 veya 1837 yılında vuku bulan yangından sonra ikinci defa yaptırılmıştır. 1935 yılında satışa çıkarılan camiler arasındadır. 1963 – 1954 yıllarında A. Hasip Yılanlıoğlu ve bazı hayırseverlerce yeniden ihya edilmiştir. Vakıflar adına tescilli olan cami ibadete açıktır.

Abdülfettah Veli Türbesi: Hicri 672 / MS 1273 yılında vefat eden Abdülfettah Veli Efendi ve (iki sanduka hariç) çocukları medfundur.

Şadırvanlar: İki adet şadırvan bulunmaktadır. 1800’lü yılların sonlarında çatıları var olan şadırvanlar, tamirler ve yer değiştirmeler esnasında kaldırılmıştır. Külliyenin yapılış tarihine yakın bir tarihte yapıldığı tahmin edilmektedir.

TÜRBELER

Selçuklu ve Çobanoğulları Dönemi;

Âşıklı Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Mimari üslup açısından Selçuklu dönemi eseridir. Türbenin içinde beş adet sanduka vardır. İskeletler sandukaların içindedir. 2.sandukada Mağripli Mehmet Ağa, 3.sandukada Âşıklı Sultan defnedilmiştir. Diğer sandukalardaki zatlar bilinmemektedir. Türbeye de ismini veren Âşıklı Sultan’ın çürümemiş bedeninin ayak tarafı camekân içerisinde gösterilmektedir.

Atabeygazi Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey Camii’nin doğu bitişiğindedir. İçinde üç adet tahta sanduka vardır. Diğerlerine göre daha büyük olan sanduka Kastamonu Fatihi Atabey Gazi’ye (muhtemelen Hüsameddin Çoban Bey) aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

Deveci Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Deveciler Mahallesinin aynı isimli sokağında ve aynı adla anılan caminin harimi içerisindedir. İçinde 12 tane tahta sanduka vardır. Diğerlerine göre daha gösterişli olanı Deveci Sultan’a (Yusuf el-Horasani) aittir. Diğer sandukalardan birisi Kastamonu Mutasarrıfı Nakıpzade Hacı Kadem Efendi’ye, bir diğeri Elyakut Hoca’ya, birisi de Miralay Mehmet Ali Bey’e aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

Hepkebirler Türbesi (Batı): Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Aynı isimle anılan caminin batı bitişiğindedir. İçinde dört adet ahşap sanduka vardır. Sandukalardan ahşap şebeke içerisine alınan Sahabeden Kays’ül-Hemedani Asgar Hazretlerine, diğerlerinin ise sahabe veya tabiinden zatlara ait olduğu sanılmaktadır.

Karanlık Evliya Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. İbn-i Neccar (Yavuz Selim) Mahallesi Karanlık Evliya Sokağındadır. Karanlık Evliya olarak anılan zatın ve türbenin içerisinde bulunan sandukanın içine toplandığı tahmin edilen iskeletlerin kimlere ait olduğu bilinmemektedir. Fakat Selçuklu mimari tarzında ve Hükümdarlar için inşa edilen türbe tipindedir. Tahminen Çobanoğulları hükümdarlarından birisine aittir.

Maden Dede Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey Gazi Camii’nin karşısındadır. İsa Dede Türbesi’nin kuzey bitişiğinde defnedilmiştir. Günümüzde sadece baş ve ayak şahideleri sayesinde fark edilebilmektedir. Bu zatın adı Ebu Salih el-Münci’dir. Nakşibendi Şeyhi Hemedanlı Yusuf Efendi’nin halifelerindendir.

Muzaffereddin Gazi Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar (Muzaffereddin) Mahallesi Sanat Okulu Caddesi üzerindeki yıkılmış olan Muzaffereddin Camii’nin batı bitişiğindeki hazirede bulunmaktadır. Cami ile beraber türbe de yıkılmıştır. Değişik üslup ve tarzdaki mezarın Muzaffereddin Yavlak Arslan’a ait olması kuvvetle muhtemeldir.

Müfessir-i Alaaddin Efendi Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) bilinmemektedir. Bina tarihi Hicri 688 / MS 1289 yılı veya daha önceki bir tarihtir. Honsalar Mahallesi, Türbeyolu Sokak başındadır. 1.sanduka Müfessiri Alaaddin Efendi’ye aittir. Diğer sandukalardan biri Sırtlı Hoca Ali Senai Efendi, bir diğeri İzbelizade Mehmed Efendi’ye aittir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu bilinmemektedir. Hangi mezarda yattığı bilinmeyen KURBAN RİSALESİ müellifi Mumcuzade de bu türbede defnedilmiştir.

Şeyh Ahmed Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) bilinmemektedir. MS 1206 yılından önce inşa edilmiştir. Gölköy Orta Mahallede aynı isimle anılan caminin yanındadır. Türbede yedi adet işaret sandukası vardır. Türbede Şeyh Ahmed Efendi ile Alparslan’ın komutanlarından ve bölgenin fatihlerinden birisinin de yattığı bilinmektedir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu belli değildir.

Vehbi Gazi Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar Mahallesi Sanat Okulu Caddesindedir. Bu gün sadece mezarın yeri bellidir. Muzaffereddin Yavlak Arslan döneminde yaşamış bir komutana ait olduğu rivayeti vardır. Vakıfların malidir.

Candaroğulları Beyliği Dönemi;

Adil Bey Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Terzi Köyündedir. Alt katında 6 tahta sanduka vardır. Sandukaların içinde iskeletler durmaktadır. Kıble tarafındaki sandukada bulunan cesedin kefeni bile solmamış, eti ve kemiği ile kamilen mevcuttur. Türbedeki zatların kimlikleri bilinmemektedir. Ancak, Candaroğlu Adil Bey’in bu türbede defnedilmiş olduğu kesindir. 1980 yılında Vakıflar, 1997 yılında da Kültür Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Ahi Şorve Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi Hacı Dede sokaktadır. Son zamanlarda betonarme olarak yapılmıştır. İçinde üç tahta sanduka vardır. Sandukalardan birinin Ahi Şorve’ye ait olduğu kesindir. Diğerleri hakkında bilgi bulunamamıştır. Ahi Şorve Candaroğulları döneminin başlarında yaşamıştır.

Cemaleddin Efendi ve Kardaş Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mahallesi, Gümüşlüce Caddesi, Kargaşık Sokaktadır. Burada yan yana sıralanmış üç mezar bulunmaktadır. 1.mezar, Hicri 855 / MS 1451 yılında vefat eden Kargaş Sultan isimli şeyhe aittir. 2.mezar, Hicri 851 / MS 1447 yılında vefat eden Cemalleddin Efendi’ye ve 3. mezar da ilmiye sınıfından ismi bilinmeyen bir zata aittir.

Harmankaşı Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. İsmail Bey Mahallesi, İnebolu Caddesinin batısından, Arslanlı Çeşme önünden Harmankaşı mevkiine inen sokaktadır. Türbenin ne zaman inşa edildiği ve türbede kimin yattığı bilinmemektedir.

Hatun Sultan Türbesi: Hatun Sultan tarafından Hicri 840 / MS 1436 yılında yaptırılmıştır. Kırkçeşme Mahallesi, Selçuk Sokak, Selçuk Camii önündeki meydanın köşesindeki şahsa ait evin bahçesindedir. Türbede sekiz adet mermer lahid vardır. 1.Lahit, Hicri 840 / MS 1436’da vefat eden İbrahim Bey’in kızı Paşa Melek Hanım’a aittir. 2.lahidde de Paşa Melek Hanım’a ait bilgiler vardır. Her iki lahid de bu hanıma atfedilmiştir. 3. Lahid, Orhan Bey, 4. lahid, Emir Yusuf Bey, 8. Lahid, Hafese Hatun’a aittir. Ve bunlar İbrahim Bey’ in çocuklarıdır. 5. Lahid, Murat kızı Sitti Nefise Hanım’a, 6. Lahid, kimliği bilinmeyen bir zata ve 7. lahid de, ulemadan Lütfullah oğlu Mehmed’e aittir. 1997 yılında Kültür Müdürlüğü tarafından türbe restore edilmiştir.

İsmail Bey Türbesi: Candaroğlu İsmail Bey tarafından Hicri 865 / MS 1460 yılından önce yaptırılmıştır. Türbede bulunan üç mezardan ikisi ahşap sanduka, birisi şahideleri yazısız bir lahid olup kimlere ait oldukları belli değildir. Diğer beş lahdi ise; Ulemadan Seyyid Ali Acemi, Ulemadan Safiyyüddin Efendi, İsmail Bey’in oğlu İshak Bey, Ayşe Hatun ve İsmail Bey’in kızı veya kız kardeşi olan Azade Hatun’a aittir.

Musa Fafih Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mahallesi, Gümüşlüce caddesinde aynı isimli camiinin batı bitişiğindedir. İhata duvarı ile çevrili olan hazirede 12 – 13 kadar mezar bulunmaktadır. Kıble tarafındaki köşede bulunan ve sadece baş şahidesinin kavuk kısmı kalmış olan mezar Musa Fakih’e aittir. Sağlam durumdaki tek mezar;  Hicri 1198 / MS 1783 yılında vefat eden Hacı Ali Efendi’ye aittir. Ayrıca türbede, Hafız Zeynelabidin Efendi isimli bir zatında defnedilmiş olduğu, bir mezar taşındaki yazıdan anlaşılmaktadır.

Osmanlı Dönemi;

Abdülcebbar Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Abdülcebbar Mahallesinde aynı isimli caminin batı bitişiğindedir. Türbeden günümüze beton bir mezar kalmıştır. Caminin banisi Abdülcebbar Efendi’nin MS 1600’lü yıllarda vefat etmiş olması muhtemeldir.

Abdürrezzak Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. İsfendiyar Mahallesi, Beğen Sokağında, saat kulesi altında bulunan aynı isimli caminin batı bitişiğindedir. İçinde iki adet makbere vardır. Bunların üzerine ahşap sanduka konmuştur. Kapıdan girince sağdaki; Hicri 918 / MS 1513 yılında vefat eden Recep bin Turani adlı zata aittir. Diğer sanduka; Hicri 918/ MS 1512 yılında vefat eden Osmanoğlu Hoca Veli’ye aittir.

Açıkbaş Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi, Gökdere Caddesi, Açıkbaş Sokağındadır. Türbe ve Açıkbaş Sultan hakkında bilgi ve belge bulunamamıştır.

Ahmet Dede Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi sonunda kendi adıyla anılan mezarlıkta defnedilmiştir. Medfeni üzeri açık ve demir şebeke ile çevrilidir. Burada yatan zat, Hicri 1012 – 1026 yıllarında sağ olduğu bilinen Ahmed Dede Sultan’dır. Vefat tarihi bilinmemektedir.

Ali Asgar Efendi Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Kalenin doğu eteğinde defnedilmiştir. Hz. Hüseyin (R.A.) neslindendir. Hicri 924 / MS 1518 yılında Kastamonu’ya gelmiş ve Hicri 940 / MS 1533 yılında vefat ederek kalenin eteğinde Kırk Kızlar Türbesi olarak bilinen yere defnedilmiştir. Medfeni basit ve sade bir mezardan ibarettir.

Bayraklı Sultan Türbesi: Kale burcunun dibinde ve batı tarafında medfundur. Adı Yunus Mürebbi’dir. Türk askerlerinin kaleyi kuşatması esnasında sancaktarlık vazifesini alan ve burca bayrağı diken Yunus Mürebbi, kale kapısının açılmasını teminle fethin gerçekleşmesinde büyük rol oynamış, vücuduna saplanan onlarca oka rağmen sancağı düşürmeden şehit olmuş ve bayrağı diktiği burcun üzerine defnedilmiştir.

Benli Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Türbenin içinde yedi ve ön tarafta üç olmak üzere toplam on adet sanduka vardır. Sandukalardan biri Halveti Şeyhi Mehmed Muhittin Efendi’ye, biri Demirci ustası ve Benli Sultan’ın müritlerinden Mehmed isimli bir zata, bir diğeri Şeyh Mehmed Şani Efendi’ye ve bir diğeri de Benli Sultan’dan sonra yerine Şeyh olan oğlu Mahmud Efendi’ye aittir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

Cevkani Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Akmescit Mahallesi, Çankır Sokakta, Cevkani Camii’nin batısındaki kabristanda, demir parmaklıkla çevrilmiş mezarlardan birisi Cevkani Sultan’a aittir. Osmanlılar döneminde 1890 yılları civarında yaşadığı tahmin edilmektedir.

Dai Sultan Türbesi: Banisi (yaptıran kişi) ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi, Hızıroğlu Sokaktadır. Hicri 1101 / MS 1689 yılından önce yapılmıştır. Türbede üç adet ahşap sanduka vardır. Birinin Dai Sultan’a ait olduğu kesindir. Diğerleri hakkında bilgi yoktur.

Dede Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsfendiyar Mahallesi Tabaklar Mevkiinde ve Süleyman Paşa Türbesi bölümünde zikredilen Mevlevihane bünyesinde yer alıyordu. Hicri 920 / MS 1514 yılında vefat eden Dede Sultan’ın adı kayıtlarda Celaleddin olarak yazılmaktadır. Günümüzde Dede Sultan Türbesi olarak bilinen türbe, aynı isimle anılan hamamın doğu bitişiğinde sığıntı bir binadan ibarettir. İçindeki lahdin altı boştur.

Ferraş Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar Mahallesi, Saraçlar Camii haziresinde metfundur. Mezarı demir parmaklıkla çevrilmiş olan bu zat Ferraş Sultan olarak bilinir. Ferraş; hizmetçi demektir. Hz. Pir’e hizmet eden velilerden birisi olduğu için bu lakabı almıştır.

Geyikli Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Akkaya nahiyesinin Geyikli Köyündedir. Ahşap türbe, 1982 yılında cami ile beraber betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Türbede iki ahşap sanduka vardır. Birisi Benli Sultan Hazretlerinin halifelerinden Bayrami Şeyhi Mustafa Efendi’ye, diğeri de oğluna aittir.

Hacı Dede Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi, Canlı Sokakta Hacı dede Camii’nin doğu bitişiğindedir. Esas bina, MS 1850 yılında yanmıştır. Bu günkü haliyle son zamanlarda yapılmıştır. Türbenin ve caminin yapılış tarihi MS 1590 yılları civarıdır. Türbedeki üç adet sandukadan birisi Hacı Dede’ye aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemekle beraber; birisinin Benli Sultan’ın oğluna ait olduğu türbede asılı bir levhada belirtilmektedir.

Hacı Hamza Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mahallesi, Kerpiçlik Sokakta, yıkılmış olan aynı isimli caminin bahçesindedir. Tek bir mezardan ibarettir. Saki oğlu Derviş Ahmet Ağa isimli bir zat metfundur.

Halife Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi, Saçaklı Çeşme Sokakta aynı isimli caminin önünde ve kuzeydoğu köşesindedir. Türbe, demir parmaklıkla çevrilmiş bir mezardan ibarettir. 1994 yılında üzeri beton bir kubbe ile örtülmüştür. Hicri 1068 / MS 1657 yılında sağ olduğu bilinen Halife Sultan hakkında malumat elde edilememiştir.

Hayran Efendi Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi, Gökdere Caddesi üzerinde bulunan Hacı Gevrek Camii ile aynı duvar içindedir. Türbede yedi adet mezar bulunmaktadır. Mezarların kimlere ait oldukları belli değildir. Sadece kıble tarafında dördüncü mezarın şahidesinde Hicri 1125 / MS 1713 tarihi okunabilmektedir.

Hepkebirler Türbesi (Doğu): Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aynı isimle anılan caminin doğu bitişiğindedir. İçinde dokuz adet ahşap sanduka vardır. Sandukalardan birisinin Samur Dede isimli bir zata ait olduğu söylenmektedir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

İsa Dede Türbesi: Banisi bilinmemektedir. Hicri 800 / MS 1400 yılında yaptırılmıştır. Atabey Camii’nin kapısının karşısındadır. Türbenin içinde üç mezar vardır. Sandukalar lahitlerin hemen üzerine konulmuştur. Mezarlardan birisinin Maden Dede’nin halifesi olan Veli Dede’ye ait olduğu söylenmektedir. İsa Dede’nin ve kendisinden sonra Bayrami Tarikatı şeyhi olan zatların çoğunluğu da aynı hazirede defnedilmişlerdir. İsa Dede Hicri 937 / MS 1530 yılından sonraki bir tarihte vefat etmiştir.

Karabaş-i Veli Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aycılar Mahallesinde Aycılar Camii’nin güneydoğu köşesinde yer almaktadır. Türbe, etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş taş duvarlı ve baş şahidesi kavuklu bir mezardan ibarettir. Bu türbede metfun olan şahıs, Karabaş-ı Veli olarak bilinen Ali Alaaddin Etfal isimli âlim ve şeyh değildir. Bu şahıs ya 1501 yılında vefat eden Müderris Alaaddin Ali Efendi, ya da caminin banisi Hacı Abdullah Efendi’dir.

Karabaş Efendi Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aycılar Mahallesi, Yeni Yol Sokağı sonunda, etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş olan türbe Karabaş Efendi adıyla bilinir. Bu zatın kim olduğu bilinmemektedir. Bu zatın iki kardeşinden birisi, Aycılar Camii haziresinde; diğeri de Tosya Caddesi Dua Yolu Mevkiinde metfundur. Her üçü de ziyaretgâhtır.

Kara Mustafa Paşa Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi, Reşit Esen Sokak, Yeni Hamam mevkiinde, Kara Mustafa Paşa Mescidi doğu bitişiğinde yer almaktadır. Faal olmayan mescit ile birlikte ahşap çatı ile örtülüdür. Kime ait olduğu bilinmemektedir. Fakat Hicri 1226 / MS 1811 yılında vefat eden, mescidin banisi Kara Mustafa Paşa olduğu yolunda rivayetler vardır. Ayrıca, bu şahsın Kara Meşe lakabı ile bilinen ve Müfessir-i Alaaddin Efendi’nin çağdaşı bir müderris olduğu da rivayet edilmektedir.

Molla Said Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi, Satı Kâhya Sokakta Molla Said Camii’nin haziresi dâhilinde ve kıble tarafındadır. Türbe Hicri 1245 / MS 1829 yılında vefat eden Molla Mehmed Said Efendi’ye aittir. Türbede altı ahşap sanduka vardır. Üçünün kime ait olduğu bilinmemektedir. Diğer üçü ise, bitişik camide irşad eden Rufai Tarikatı Şeyhi Seyyid Mehmed Efendi (Ö: Hicri 1245 / MS 1829), kardeşi Seyyid Ahmed Rufai Efendi (Ö: Hicri 1277 / MS 1860 ) ve babaları Molla Mehmed Said Efendi (Ö: Hicri 1245 / MS 1829 )’dir.

Nasrullah Kadı Türbesi: Bina tarihi bilinmemektedir. Caminin banisi Nasrullah Kadı vefatında şadırvanların kuzey ucuna defnedilmiştir. 1960 yıllarında yıkılan türbenin yerinde, 1995 yılında Belediyece sembolik bir alan ayrılmış ve yeşillendirilmiştir.

Nevruz Sultan Türbesi: Banisi bilinmemektedir. Hicri 1286 / MS 1869 yılında yaptırılmıştır. Akkaya Nahiyesine bağlı Yunus Köyündedir. 1992 yılında tamir edilmiştir. Türbede dört adet ahşap sanduka vardır. Kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

Sacayaklı Sultan (Hasan Efendi) Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi, Karanlık Camii Sokakta Kain Hasan Efendi (Karanlık) Camii’nin doğu bitişiğindedir. Caminin haziresi konumundaki üç adet beton lahit son tamirler sırasında betonarme olarak yapılmıştır. Üzerleri açıktır. Üç lahidden birisi; Hicri 945 – 1015 / MS 1538 – 1606 arasında yaşayan, caminin banisi olan ve Sacayaklı Sultan olarak bilinen Hasan Efendi’ ye aittir. Diğerleri hakkında bilgi yoktur.

Seyfi Dede Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Cebrail Mahallesi, Uzun Sokakta Ferhat Paşa Camii haziresinin doğu bitişiğindedir. Bir duvarla çevrili olan iki mezardan güneydeki Seyfi Dede’ye, diğeri ise Hicri 1195 / MS 1780 yılında camiyi tamir ve ihya eden Hacı Kadı adlı zata aittir. Daha önce mamur bir türbe iken yıkılmıştır. Mezarlar 1978 yılında yenilenmiştir. Seyfi Dede Hicri 967 / MS 1559 yılına yakın bir tarihte vefat etmiştir.

Seyyid Sünneti Efendi Türbesi: Ömer Kethüda ve halk tarafından Hicri 1020 / MS 1611 yılında yaptırılmıştır. Sultan Ahmed’in şehzadesi Sultan Osman zamanında Ömer Kethüda yapımına başlamış, ancak yersiz harcama ve israf bahanesiyle Nasuh Paşa tarafından idam edilince inşaat yarım kalmıştır. İki yıl sonra ulema ve halkın katkıları ile tamamlanmıştır. Türbeye doğu tarafından açılan tali kapı, Vezir Kurşuncu zade tarafından Hicri 1028 / MS 1618 yılında yaptırılmış ve harem denen bir bölüm eklenmiştir.

Sükûti Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Merkez Karamukmolla Köyü Tekke mahallesindedir. 1975 yılında yenilenen iki bölümlü kâgir küçük binanın kıble tarafında medfundur. Sukuti Sultan olarak bilinen bu zat, aynı mahalledeki caminin banisidir. Daday’ın Sorkun Köyünde medfun Sükûti Hasan Efendi’nin oğlu veya torunudur. Adı, Hacı Davut Hilmi’dir. Sükûti soy lakabıdır.

Şeyh Mehmed Efendi Türbesi: Banisi bilinmemektedir. Hicri 1073 / MS 1662 yılında yaptırılmıştır. Kuzyaka Nahiyesinin Şeyh köyü Akçasu Mahallesindedir. Akçasu Camii’nin önündedir. Türbe Hicri 1371 / MS 1951 yılında Hedanizade Hacı Mehmed Kamil Efendi tarafından tamir edilmiştir. Türbede altı adet ahşap sanduka bulunmaktadır. Sağdan üçüncü ve bir şebeke ile çevrilmiş olan sanduka Hicri 1073 / MS 1662 yılında vefat eden Şeyh Mehmed Efendi’ye aittir. Diğerlerinin kimlere ait oldukları bilinmemektedir.

Şeyh Mustafa Efendi (Pişkürizade) Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey Camii’nin kuzey bitişiğindeki hazirede medfundur. Hakkında pek fazla bilgi yoktur. Kastamonulu olduğu ve Bayrami Tarikatı şeyhi olduğu bilinmektedir.

Şeyh Mustafa Efendi (Resulzade) Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi Selçuk Sokak başındadır. Ahşap olan çatısı 1994 yılında şahsa satılarak yıkılmıştır. Üzeri açıktır. İçinde bulunan 15 adet tahta sanduka kaybolmuştur. Serçeoğlu Türbesi ve Seyyid Serçe Mustafa Efendi Türbesi diye de bilinir. Türbede medfun olanlar; Hicri 1061 / MS 1650 yılından sonra vefa etmiş olan Şeyh Mustafa Efendi ile onun halifeleridir. 2004 yılında Seyyit Serçe Camii ile beraber yeniden inşa edilmiştir.

Taraklı Sultan Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsmail Bey Mahallesi Tenekeci sokakta Hasan Çelebi Camii’nin harimi dâhilindedir. Türbenin kıble tarafında demir çerçeveli, cam şebeke içinde iki adet tahta sanduka vardır. Birisi, Hicri 937 / MS 1530 yılından sonraki bir tarihte vefa etmiş olan Tarakçızade Abdurrahman Efendi’ye, diğeri de oğlu Mahmud Efendi’ye aittir.

Topçuoğlu Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Camii’nin kuzeybatı köşesi bitişiğindedir. Batı yönünde iki adet mezar şahidesi vardır. Türbede bulunan iki adet ahşap sandukadan kıble tarafındaki, Hicri 1259 / MS 1843 yılında vefat eden Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Emir Efendizade Mehmed Hulusi Efendi’ye, diğer sanduka ise Melek Hanım’a aittir. Hicri 919 / MS 1513 yılından önce mamur vaziyette mevcut olduğu bilinen türbede daha önceleri başka mezarların da bulunduğu belgelerden anlaşılmaktadır.

Şeyh Ahmed Siyahi Efendi Türbesi: Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi Ahmed Dede Camii’nin batı karşısında ve Seyid Efendi Sokak ile Kuyulu Sokak köşesindedir. Demir parmaklıklı ihata duvarı ile çevrili bölmenin kuzeydoğu köşesindedir. Bahçede beş adet lahit vardır. Ahmed Siyahi Efendi’nin vasiyeti üzerine üzerleri kapatılmamıştır. Sağdan birinci mezar; 100 yıl yaşayan ve Hicri 1291 / MS 1874 yılında vefat eden Ahmed Siyahi Efendi’ye aittir. 2.mezar, Ahmed Siyahi Efendi’nin ikinci oğlu olan ve 66 yaşında 1888 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Hicabi Efendi’ye aittir. 3.mezar, 41 yaşında Hicri 1300 / MS 1882 yılında vefat eden Ahmed Hicabi Efendi’nin oğlu Mehmed Necmeddin Efendi’ye, 4.mezar Hicabi Efendi’nin damadı Keskinzade Ahmed Rıza Efendi’ye aittir. Babası meşhur müderris Keskinzade Ahmed Erib Efendi’dir. 5.mezarın kime ait olduğu bilinmemektedir.

HANLAR

İsmail Bey Hanı (Kurşunlu Han): Candaroğulları Beyliğinin son hükümdarı ve Fatih Sultan Mehmet’in dayısı Kemalettin İsmail Bey tarafından 1443 – 1461 yılları arasında yaptırılmıştır. Kastamonu’da, Aktarlar Çarşısında bulunan bu hanın kuzey ve güneyinde olmak üzere iki kapısı vardır.

Deve Hanı: Kastamonu’da, İsmail Bey Külliyesi arkasındadır. İsmail Bey’in vakfiyesinde külliye ile birlikte inşa edildiği yazılıdır. Yapının ön yüzü kesme taş, yan duvarları moloz taştan yapılmıştır.

Urgan Hanı: Kastamonu’da, Nasrullah Camisi yanında bulunan Urgan Hanı, 1748 yılında yaptırılmıştır.

Gökçeağaç Hanı: Hanönü ilçe merkezinde bulunan bu hanın Jüstinyen zamanında kilise olarak yapıldığı, daha sonra Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir.

Penbe (Balkapanı) Han: 1481 – 1512 yılları arasında Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır.

Cem Sultan Bedesteni: Kitabesi olmadığından yapım yılı bilinmeyen bedestenin banisi olan Cem Sultan’ın 1469 yılında Kastamonu sancak beyi olduğu ve 5 – 6 yıl burada kaldığı dönemde yapıldığı düşünülmektedir.

Aşirefendi Hanı: Yapının iç kısmındaki kitabeden ebcet hesabıyla Hicir 1162 (MS 1748) tarihinde bitmiş olduğu anlaşılmaktadır. Vakıf kayıtları Hacı Mustafa oğlu Aşir Efendinin yapıyı bitirerek Nasrullah Camisine vakf ettiğini ortaya koymaktadır.

KASTAMONU EVLERİ

Kastamonu, Batı Karadeniz Bölgesi’nin tescilli sivil mimari yapı örneklerinin büyük bir bölümünü elinde tutmaktadır. Sadece Kastamonu Merkez’de 564 adet taşınmaz kültür varlığı bulunmakta ve 400 tanesinin yaşı bir asrı aşmaktadır. HGelebeksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı sivil mimarisi örnekleri olan bu yapılar il merkezinde Akmescit, Hepkebirler, Atabey ve İsmail bey mahallelerinde yoğunlaşmışlardır. Kent merkezinden sonra İnebolu, Taşköprü ve Tosya ilçeleri de konak yoğunluğunun en fazla olduğu ilçelerdendir.

Şehrin kültürel kimliğini koruyan en önemli öğeler arasında bulunan Kastamonu Tarihi Konakları, gerek yapım teknikleri, gerek tasarımlarıyla oldukça zengin bir çeşitlilik sunmaktadırlar. Özellikle Kastamonu Merkez’de bulunan Kastamonu Tarihi Konakları’nın en dikkat çekici noktaları, cephelerindeki farklı mimari tasarımları ve estetik anlayışlarıdır. Kastamonu Tarihi Konakları’nı, diğer şehirlerdeki tarihi konaklardan ayıran bir diğer özelliği ise; diğer kentlerde depo ya da ticari amaçlı kullanılan zemin katlar, Kastamonu'daki konaklarda günlük yaşamın başladığı kat olarak kullanılmasıdır. Birinci katlar ailenin ortak alanı, ikinci katlar ise evin konukları için ayrılmış özel mekânlar olarak tasarlanmıştır.

Kastamonu Tarihi Konakları'nın sivil mimarlık inşası; "komşunuzun güneşini, gölgesini ve manzarasını engellememek" felsefesine dayanmaktadır. Günümüzde Kastamonu’da ziyaret edebileceğiniz başlıca konaklar ise şu şekilde;

  • Ballık Konağı,

  • İsmail Bey Konağı,

  • Sirkeli Konağı,

  • 75. Yıl Cumhuriyet Evi,

  • Sepetçioğlu Konağı,

  • Konyalı Konağı,

  • Tahirefendi (Osmanlı) Konağı,

  • Livapaşa Konağı,

  • Osmanlı Sarayı (Eski Belediye Sarayı),

  • Eflanili Konağı,

  • Kırkodalı Konağı,

  • Yücebıyıkların Konağı,

  • Hafızbey Konağı,

  • Kastamonu El Sanatları Merkezi,

  • Zincirlioğlu Konağı,

  • Mazlumcuoğlu Konağı,

  • İnebolu Evleri

 

Ballık Konağı: Yapılış tarihi Haziran 1906 olan Ballık Konağı, 2007 yılında restore edilmiştir. Kastamonu mimari özelliğini taşıyan tarihi konağın özellikle tavan süslemesi büyük beğeni kazanırken konakta kırmızı kadifenin üzerine ağaç işleme ise el sanatlarının en güzel örneğini sergiliyor. Günümüzde Yerel Yönetim belgeli otel olarak hizmet vermektedir.

İsmail Bey Konağı: Adını Hacı İsmail Ağa’dan alır. Hacı İsmail Ağa, Fatih Sultan Mehmet’in öz dayısıdır ve İstanbul’un fethinde emrindeki askerleriyle birlikte büyük rol oynamıştır. Rivayet edilir ki; Fatih Sultan Mehmet, dönemin Kastamonu valisi olan dayısı Hacı İsmail Ağa’dan İstanbul’un fethi için destek talebinde bulunur. Bu talebe kayıtsız kalmayan Hacı İsmail Ağa Fetihteki nüfuzu ve başarısıyla Fatih Sultan Mehmet’in minnettarlığını kazanmıştır. Fakat Dayısının gücünün farkında olan Fatih Sultan Mehmet bu gücün iktidarlığını riske edebileceği ihtimalini düşünür ve Hacı İsmail’i Priştina Valiliği'ne atar. Nitekim Hacı İsmail, uzun yıllar Priştina valisi olarak görev yapar ve ömrü Priştina’da nihayet bulur. Kabri Priştina’dadır. İsmailbey Konağı, Hacı İsmail Ağa’nın Kastamonu Valisi olarak hayatını sürdüğü dönemden Kastamonu halkına miras olup günümüzde Otel ve Restoran olarak ziyaretçilere hizmet vermektedir.

Sirkeli Konağı: Sirkeli Konağı Mustafa Sirkeli tarafından üç katlı olarak yaptırılmaya başlanmış ancak ölümünün ardından yaşanılan maddi sıkıntılar sebebiyle büyük oğlu Mehmet Faik Sirkeli tarafından iki katta bitirilmiştir.

Metin Sirkeli’den edinilen bilgilere göre konağın 1893 - 1898 yılları arasında yapıldığı öğrenilmiştir. Konakta aile bir dönem kendisi oturmuş, daha sonraları kiraya verilmiştir. Konağın sanat okulu, ayakkabı atölyesi, terzi atölyesi ve bir dönemde Vali Konağı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ailenin soyadından dolayı “Sirkeli Konağı” olarak bilinir. Kastamonu Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğünce 31.12.1997 tarihinde satın alınmış, projeleri hazırlanıp kurulda onaylandıktan sonra 31.07.1998 tarihinde onarım ve yenilenmesine başlanmış, 1999 Ağustos’unda tamamlanmıştır. Beyçelebi Mahallesi Atatürk Caddesinde bulunmaktadır.

Günümüzde Özel Anadolu Hastanesi Kültür Merkezi olarak hizmet vermektedir.

75.Yıl Cumhuriyet Evi: 75.Yıl Cumhuriyet Evi sivil mimari örneklerinden olup, yapının tarihine ait kesin bilgilere ulaşılamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yıl Kutlama etkinlikleri kapsamında bir Kastamonu Evinin korunması ve fonksiyon verilmesi amaçlanmıştır.

Kastamonu Valiliği 75. Yıl Kutlama Komitesince, tescilli yapıların yoğun olduğu Saylav, 75. Yıl Cumhuriyet Sokağında özel mülkiyetteki bina satın alınmıştır. Kastamonu Evi, mahalli dokuma ürünü malzemelerle döşenmiş, bağışı gerçekleştirilen mahalli etnografik malzemelerle teşhiri yapılmıştır.

Sepetçioğlu Konağı: Sepetçioğlu Konağının yapılış tarihine ait bulguya rastlanamamıştır. Ancak Gökdere Caddesi’ne açılan giriş kapısı üzerindeki demir şebekede yazılı olan 1884 rakamı konağın yapılış tarihi olduğunu düşündürmektedir. Kareye yakın dikdörtgen planlı olan yapı bodrum, zemin ve birinci kattan ibarettir.

Turizm amaçlı, otel ve restoran yapımı için fonksiyon verilmek üzere, İl Özel İdaresine ait olan ve yıkılmaya yüz tutan konak 25.11.1999 tarihinde onarıma alınmıştır. Devrinin en güzel eseri örneğidir. Merkezi İstanbul’da bulunan Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfına mahallede halka ve öğrencilere yönelik faaliyette bulunmak üzere tahsis edilmiştir. Bu Vakıf tarafından Sosyal ve Kültürel etkinliklerde kullanılmaktadır.

Konyalı Konağı: 1935 – 1936 yılları arasında Abdullah Konyalı tarafından yaptırılmıştır. Bina günümüze dek özgün halini korumuştur. Kastamonu Valiliği Merkez İlçe Köylere Hizmet Götürme Birliği Hizmet Binası olarak Kırkçeşme Mahallesinde Temmuz / 1998’de Konyalı Ailesi varislerinden satın alınmıştır.

18 Kasım 2002 tarihinden itibaren ildeki öğrenci ve yerel halkın çevre ve sağlıklı beslenme konularında bilgilendirilmesi amacıyla Kastamonu Valiliği Çevre Eğitim Merkezi’ne tahsis edilmiştir. 23.12.2003 tarihine kadar ildeki ilköğretim okulu, Hacı Behiye Barut Anaokulu, Halime Çavuş İşitme Engelliler Okulu, Merkeze bağlı 10 köy okulu, Ağlı, Araç, Daday ve İhsangazi’deki YİBO ve Merkez İlköğretim okullarından toplam 11.697 öğrenci çevre eğitimi görmüştür.

Mülkiyeti Köylere Hizmet Götürme Birliği’ne ait olan Konyalı Konağı, günümüzde Valilik AB Proje Koordinasyon Merkezi Ofisi olarak hizmet vermektedir.

Tahir Efendi (Osmanlı) Konağı: Tarih bakımından ilin en eski yapılarından birisi olarak kabul edilen bina zemin ve birinci kattan ibarettir. Binada ilk göze çarpan 18 yy mimarisini yansıtan tepe pencereler ve üstlerindeki vitraylardır. Kündekari oda ve dolap kapıları, ocak nişlerdeki alçı işlemeler binaya zenginlik katmaktadır.

Osmanlı Sarayı (Eski Belediye Sarayı): 19. yüzyıl sonlarında Kastamonu Belediye Binası olarak inşa edilmiştir. 1997 yılında, Belediye Meclisi kararıyla özel teşebbüse restore et – işlet – devret modeliyle 20 yıllığına verilmiştir.

1998 – 1999 yıllarında sürdürülen onarım ve restorasyon çalışmalarıyla turizm amaçlı otel ve restoran fonksiyonu verilmiştir. Nostalji atmosferde tefrişi yapılan tarihi yapı; 15 Şubat 2000 tarihinde faaliyete geçmiş olup, Yerel Yönetim Belgeli Otel olarak faaliyet göstermektedir.

Eflanili Konağı: Kastamonu sivil mimari örneklerindendir. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1910'lu yıllar olduğu tahmin edilmektedir. İl merkezinde, Sağlık Bakanlığı Çevre Koruma Vakfınca 1999 Ekim ayında Eflanili Ailesi varislerinden satın alınmıştır.

Günümüzde yöresel yemeklerin yapıldığı Restoran olarak ziyaretçilere ve yöre halkına hizmet vermektedir.

Kırkodalı Konağı: İl merkezi, Akmescit Mahallesinde şehre hâkim tepe üzerinde ve tarihi dokunun yoğun olduğu kesimde yer alan tarihi bina; 1881 yılında papaz mektebi olarak inşa edilmiştir.

Sonraki yıllarda hastane olarak kullanılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki bina 1977 yılına kadar Vakıflar Öğrenci Yurdu olarak işlev görmüştür. Ağustos 2000 tarihinde Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden Kastamonu Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü'ne tahsis edilmiştir. Günümüzde özel okul olarak kullanılmaktadır.

Yücebıyıkların Konağı: Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılıp restore edilerek Kastamonu Üniversitesine tahsis edilen konak Turizm Otelcilik Yüksek Okulu Uygulama Merkezi olarak hizmet vermektedir.

Hafızbey Konağı: Yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Kastamonu sivil mimari örneklerinden olan bina kesme taş, ahşap ve kerpiç kullanılarak yapılmıştır. Onarım ve restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Hafızbey Konağı turizme yönelik butik otel ve restoran olarak kullanılmaktadır. Müstecir eliyle çalışmakta olan otel 35 yatak kapasitesine sahiptir.

Zincirlioğlu Konağı: Küre Dağları Milli Parkları Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.

Mazlumcuoğlu Konağı: Yöresel sivil mimari örneklerinden olan yapının yapılış tarihi bilinmemektedir. Konumlandığı yer itibarı ile Hükümet Konağı ve Kültür Merkezi binası ile birlikte iyi bir kompozisyon oluşturmaktadır.

Kastamonu Valiliği İl Özel İdaresinin ortak olduğu Kastamonu Kalkınma Vakfı Şirketinin tarihi eserlere katkısını sağlamak için Valilikçe eser yoğunluğu olan bölgedeki konumu ve gösterişli olan evin satın alınması önerilmiştir. 20.10.1998 tarihinde ev ve yanındaki parsel satın alınmıştır. Projeleri hazırlanarak, 1999 Haziranında onarım ve restorasyonuna başlanan binanın onarımı tamamlanmıştır. Eylül 2000 tarihinde tefrişi tamamlanarak hizmete girmiştir. Günümüzde Otel olarak hizmet vermektedir.

İNEBOLU EVLERİ

3 katlı bahçeli yapılardan oluşan İnebolu Evleri, genellikle bordo – beyaz renkte, bahçelerinde erik, fındık, dut, elma, ceviz gibi meyve ağaçları, su kuyusu ve çardak barındıran evlerden meydana gelmektedirler. Evlerdeki bordo renk, Aşı Köyü’nden çıkarılan toprakla yapılan Aşı boyasından elde edilmiş ve bu boya, ahşap evleri 20 yıl boyunca rahatlıkla koruyabildiği söylenmektedir.

Genelde dört tarafa eğimli olan çatılar, denizden çıkarılan ve Marla (Arduaz) Taşı olarak isimlendirilen geniş ve ince taşlarla örülüdür. Çatılarda taş kullanılmasının nedeni de oldukça sert olan Karadeniz’in poyraz rüzgârlarına karşı çatıların dayanıklı olmalarını sağlamaktır. Marla taşı ise, sahip olduğu ince ve düz yapısı ile ısı yalıtımı sağlamasından dolayı tercih edilmiştir.

İnebolu Evleri’nin bodrum katları da, soğuktan korunmak ve rutubeti önlemek için taştan yapılmıştır. İnebolu’nun merkezinde bu bodrum katları iş yeri ya da kiler olarak kullanılırken, kırsal kesimlerde ahır olarak kullanılmaktadır. Tüm kat yüksek tavanlı, bol pencereli ve bağımsız bir daire şeklinde ana salona açılır biçimde tasarlanmış olan İnebolu Evleri’nin kat girişleri, ana kapı girişinden ya da dışarıdan merdiven ile ayrılmaktadır. Bunun nedeni ise, aile fertleri arttıkça, bağımsız bir şekilde evin rahat bir biçimde kullanabilmesidir. Her katta tuvalet ve banyo yer alan İnebolu Evleri’nin yatak odalarında ise dolap denilen, ancak bugün ebeveyn banyosuna karşılık gelen ve ilk bakışta gardırop izlenimi uyandıran küçük bir banyo bulunmaktadır. Evlerin bazılarında ise iki odadan meydana gelen çatı katı yer almaktadır.

Halen daha çok sayıda evin restorasyon çalışmaları sürmektedir. İnebolu Evleri, Kültür Bakanlığı, Kastamonu Valiliği ve Ankara Mimarlar Odası tarafından, İnebolu Evlerini Yaşatma Projesi (NEYAP) kapsamında koruma altına alınmış durumdadır.

KASTAMONU EL SANATLARI MERKEZİ

2001 yılında açılan Kastamonu El Sanatları Merkezi, şehir merkezinde tarihi bir binada hizmet vermektedir. Adından da anlaşılacağı gibi geçmişte kullanılan ya da moda olup günümüzde unutulmaya yüz tutan El Sanatlarının en değerli ürünlerinin üretimine ve yapımına devam ettirme projesiyle çalışmalar bu bina yürütülmektedir. Çalışmaları başarılı bir şekilde yürüten Kastamonu El Sanatları ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, her dönem eğitim vererek kurslar açmaktadır. Günümüzde yeni eğitim dönemleri Türkiye İş Kurumu (İŞKUR)’nun finanse ettiği kurslarla yapılmaktadır. Dokuma ve Ahşap Oymacılığı gibi sanat dallarının da bulunduğu bu merkezdeki amaçlardan biri de hem kursiyerleri iş sahibi yapmak hem de meslek sahibi olmalarını sağlamaktadır.

LİVA PAŞA KONAĞI – ETNOGRAFYA MÜZESİ

Kastamonu'nun merkezinde yer alan Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi'nin binası 1870 yıllarında inşa edilmiştir. Sivil mimarinin en güzel örneklerinden biri olan konak 1979 yılında kamulaştırılmış olup, 1997 yılında müze olarak hizmet vermeye başlamıştır. Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi'nin zengin bir koleksiyonu vardır.

Kastamonu el sanatları, kunduracılık, urgancılık, dokumacılık ve baskıcılık sanatları ayrı odalarda anlatılmaktadır. Aynı zamanda müzede gelin odası, oturma odası, misafir odası, günlük oda da göreceğiniz bölümler arasındadır.

KASTAMONU ARKEOLOJİ MÜZESİ

Kastamonu Müzesi ya da Kastamonu Arkeoloji Müzesi olarak bilinmektedir. Müzenin hizmet verdiği bina ilk olarak 1910 yılında İttihat ve Terakki Kulübünün Kastamonu Şubesi olarak inşa edilmiştir. Mimari olarak da önemli bir yere sahip olan bina tamamen kesme taştan yapılarak inşa edilmiştir. Kastamonu Müze binasının planı mimar Kemalettin Bey tarafından çizilmiştir.

1940'lı yıllarda ise bina Kastamonu ve çevresindeki illerden, ilçelerden toplanan arkeolojik eserlerin bir araya getirildiği bir depo görevini üstlenmiştir. Birkaç yıl arkeolojik eser deposu olarak kullanılan yapı, 1952 yılında düzenlenerek müzeye çevrilmiştir. Müze olarak kullanılmaya başlanan binanın ziyaret açılması ile arkeolojik çalışmalar hızlanmış, Kastamonu Müzesi'nin içeriği genişlemeye başlamıştır.

Kastamonu Arkeolji Müzesi’nde; hem Kastamonu ilinde hem de çevre illerde ve ilçelerde bulunan Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli cam, pişmiş toprak eserler, heykeller, mezar stelleri sergilenmektedir. Müzede Sikke ve Arkeolojik eserlerin yanı sıra Atatürk' ün 1925 yılında ziyaret ettiği ve konuşma yaptığı Atatürk Salonu vardır.

Müzede günümüzde bulunan eserlerin sayısı; sikke: 50.240, arkeolojik: 1.349, toplam: 51.589 olarak belirtilmektedir. Müzeye girişler ücretsizdir.

KASTAMONU MEMLEKET KÜTÜPHANESİ

Kastamonu ili merkezinde bulunan bu tarihi yapı daha erken bitmesi beklene binanın bilinmeyen nedenlerle inşaatı aksamış olup 1924 yılında tamamlanabilmiştir. 1900’lü yılların başlarında inşa edilen kütüphaneye, Atatürk tarafından da 1925 yılında 500 lira para bağışında bulunulmuş ve ilk Memleket Kütüphanesi’nin hizmete açılmış olduğu da kayıtlara geçmiştir. İnşası bittikten sonra bina kütüphane olarak kullanılmıştır. Sonraki yıllarda vilayet ve jandarma gibi çeşitli kamu kurumları tarafından da kullanılmıştır. Memleket Kütüphanesi adını alan yapının açılışı Vali Fatin Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Kastamonu Memleket Kütüphanesi, Hükümet Konağı'nın hemen kuzeyinde yer almaktadır.

Yapı iki katlı ve kâgirdir. 1916 yılında Milli Kütüphane adını taşıması öngörülerek Hükümet Bahçesi’nde Maliye Hazinesi'ne ait 333.324 m2 alanında arsa üzerine Vilayet hesabına yaptırılmasına karar verilmiş ve ilgili nezaretten izin istenmiştir. Dört hafta sonra nezaretten izin gelmesi üzerine nafia ser mühendisi (Bayındırlık başmühendisi) Necati, vilayet azası Tevfik ve Başkâtip Reşat Efendi'den oluşan bir heyet kurularak üç hafta sonra da inşaat hazırlıklarına başlanmıştır. 2002 yılında onarım ve restorasyonu yapılarak resim ve fotoğraf galerisi olarak hizmete açılmıştır.

HAMAMLAR

Kastamonu’da yapılış tarihleri 14. ve 16. yy’lar arasında olan tarihi hamamlar şöyledir; Çifte Hamam, Kale Hamamı, Frenkşah Hamamı, Araba Pazarı Hamamı, Yeni Hamam, Saray Hamamı, Bey Hamamı, Dede Sultan Hamamı, Ferhat Paşa Hamamı.

Çifte Hamam: Hamam 1514 yılında Yavuz Sultan Selimin Hocası Halim Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Hamam moloz taşından ve harçla yapılmış olup üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Kadınlar ve erkekler kısmının planları aynıdır. Üzeri kubbeli büyük soyunma yerleri yine kubbeli giriş ve soğukluk yerleri vardır. Yıkanma odalarının ön kısımlarında ortada birer kubbe yanlarında tonoz kemerler arka taraflarda ise yan yana üzerleri kubbeli ikişer halvet odaları bulunur. Hamam 1728 yılında tamir edilmiştir.

Kale Hamamı: Hamam 1300 yıllarından önce Şeyh Ziyaeddin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hamam moloz taşından ve harçla yapılmış olup, hamamın üzeri ahşap çatı ve kiremitle örtülüdür. Soyunma yeri olan ilk bölüm 6 x 13 metre ebadında olup 3 x 6 metre soğukluk kısmından sonrada yıkanma salonuna girilir. Yıkanma odası 3,20 x 3,20 metre ölçüsünde üzerleri kubbeli iki halvet ve bunların arasında bulunan yine üzeri kubbe ile örtülü bir plandan ibarettir. Hamam birçok tamir görmüştür.

Frenkşah Hamamı: Hamam Emir Firenkşah Cemalüttin tarafından MS 1262 yıllarında yaptırılmıştır. Hamam kadın ve erkeklere mahsus olmak üzere iki taraflı olarak yaptırılmıştır. Hamam kare bir plana sahiptir. Ortasında merkezi bir kubbe ve güneydoğu köşede yan yana iki kubbe batı duvarının köşesinde iki küçük kubbe olmak üzere beş adet kubbe ile bunların arasına gelen tonozlarla örtülmüş bölümler vardır. Hamam Hicri 1170 yılında tamir edilmiştir.

Araba Pazarı Hamamı: Hamam 1515 yıllarında Nasrullah Kadı tarafından yaptırılmıştır. Hamam moloz taşı ve harçla yapılmıştır. Kapısı güneyden açılan soyunma yeri 100 metrekare civarında olup kubbe ile örtülüdür. 7 x 9 metre ölçüsündeki soğukluk kısmı ortada ve yanlarda birer olmak üzere üç küçük kubbe ile örtülü odalardan meydana gelmiştir. Yıkanma salonu ise haçvari plana sahiptir. Hamam 1918 ve 1981 yıllarında onarım geçirmiştir.

Yeni Hamam: Hamam Karamustafa Paşa tarafından miladi 1811 yılında yaptırılmıştır. Binanın soyunma bölümü kesme taş diğer kısımlar moloz taşından yapılmıştır. 10 x 10 metre ölçüsünde olan soyunma kısmı merkezi kubbe ile örtülüdür. 3,60 x 12,15 metre ölçüsündeki soğukluk kısmının üzeri 3 adet kubbe örtülmüştür. Hamamın soyunma kısmını örten merkezi kubbesinden başka soğukluk ve yıkanma odaları üzerinde üç sıra halinde yan yana dizilmiş dokuz adet kubbesi bulunur. Kubbenin üzeri ahşap çatı ve kiremitle örtülüdür. Hamam 2005 yılında restore edilmiştir.

Saray Hamamı: Hamam 1575 yıllarından önce Muharrem Efendi tarafından yaptırılmıştır. Ahşap soyunma yeri, soğukluk kısmı ve üzeri kubbeli beş adet halvet yeri ile hamamın çatısı tamamen yıkılmıştır. Bina dört duvardan ibaret bir harabe görünümündedir. 2013 Yılında restorasyonu tamamlanmıştır.

Bey Hamamı: Hamam Candaroğulları hükümdarı olan İsfendiyar Bey tarafından 1329 yılından önce yaptırılmıştır. Doğu cephesinde bulunan 12 x 15,5 metre ölçüsündeki giriş ve soyunma kısmı ahşap olup üzeri kiremitle örtülüdür. Ahşap olan bu kısımdan sonra 1,60 metre eni ve boyu olan giriş yerinden geçilerek yine her kenarı 4,80 metre olan kare planlı ve iki tarafında küçük kubbelerle örtülü odalar bulunan bölüme ulaşılır. Buradan ikinci bir geçişten yıkanma bölümüne girilir. Yıkanma bölümü 9,60 x 9,60 metre ebadında  (T)  şeklinde plana sahip olup üzeri merkezi kubbe ile örtülüdür. 1329 yıllarında onarım geçirmiştir.

Dede Sultan Hamamı: Hamam 1514 yıllarında Mevlevi Dergâhı Şeyhi Celalettın Dede Sultan tarafından yaptırılmıştır. Hamam moloz taşından ve harçla yapılmış olup hamamın soyunma kısmı 10 x 11 metre ölçüsündedir. 3 x 4 metre ölçüsündeki soğukluk kısmının üzeri üç adet kubbe ile örtülüdür. Bu kısmın sol tarafında küçük oda yer alır. Yıkanma odası iki bölüm halinde olup ön tarafta ortası kubbeli yanları tonoz kemerli 3,70 x 10 metre genişliğinde bir salon arkasında ise 4 x 4,5 metre ebadında üzeri kubbeli iki halvet yeri vardır. 1766 ve 1948 yıllarında tamir görmüştür.

Ferhat Paşa Hamamı: Hamam 1557 – 1564 yılları arasında Kastamonu Sancak Beyi olan Ferhat Paşa tarafından inşa edilmiştir. Hamam moloz taşından harçla yapılmış olup 10,70 x 10,70 metre ölçüsündeki soyunma yeri ahşaptır. 2,5 x 4,80 metre ölçüsündeki soğukluk kısmının solunda kubbeli bir odacık yer alır. Hamamda beş adet halvet bulunmaktadır. Hamam 1743 ve 1793 yıllarında tamir geçirmiştir.

KÖPRÜLER

Kambur Köprü: Kastamonu Merkez’de yer alan Kambur Köpü, Nasrullah Camii’nin yakınında, Karaçomak Deresi üzerinde bulunuyor. Nasrullah Camii ile beraber 1501 yılında yapılan Kambur Köprü, Nasrullah Kadı’nın hayratı olarak bilinmektedir.

Beş gözlü olan Kambur Köprü, kesme taştan inşa edilmiştir. Uzunluğu 40 m, genişliği ise 4 m olan Kambur Köprü’nün kemer gözlerinin en büyük açıklığı 12 m, yanlardaki gözlerin açıklığı ise 8,5 m’dir. Ancak zamanla cami yönündeki bir gözü ve onun karşısında iki gözü iptal edilmiştir. Bugün Kambur Köprü’nün yalnızca iki gözü açık kalmış durumdadır.

Yapıldığı tarihten bugüne pek çok kez defa onarım görmüştür. Şer’iye Sicillerinden öğrenildiği kadarıyla da ilk kez Dursun Usta tarafından onarılmıştır. Sonrasında ise 1709 yılında ikinci kez onarılan Kambur Köprü, son olarak 1946 yılında onarım görmüştür. Bu tarihte ise köprünün iki başına da merdivenler eklenmiştir.

SAAT KULESİ

Kastamonu Saat Kulesi, Kastamonu Valilerinden Abdurrahman Nureddin Paşa tarafından 1884 – 1885 yılları arasında yaptırılmıştır. Oldukça göz alıcı bir yapı olan Kastamonu Saat Kulesi’nin saati ise yine Vali Abdurrahman Nureddin Paşa tarafından Avrupa’dan getirtilmiştir.

Kare bir kaide üzerinde yükselen Kastamonu Saat Kulesi, 12 m yüksekliğe sahiptir. Açık sarı ve açık yeşil renkte, kesme taştan inşa edilen Kastamonu Saat Kulesi’ne, yuvarlık kemerli bir kapı ile girilmektedir. İçten iki katlı olan kule, dört yöne de yuvarlak ve geniş pencerelere sahiptir. Katlar arası ise, dışarıya taşkın silmelerle belirlenmiş.

Kastamonu Saat Kulesi’nin ikinci katında yer alan saatin malzemeleri ve onun üzerinde ise çan bulunmaktadır. Kulenin üzeri piramidal bir külahla örtülmüştür.

bottom of page